MERİÇ TUMLUER AKSİYON DERGİSİNDEKİ RÖPORTAJI 12/12/2005

Belgeyi indirmek için kutuya tıklayın


Alaaddin-Meriç Tumluer ikilisi tam 40 yıldır, var olduğunu iddia ettikleri Atatürk’ün gizli vasiyetinin izini sürüyor. Ne akademik ne de siyasi kimlikleri var; fakat bütün mesailerini bu uğurda harcıyorlar. Cumhurbaşkanlarından siyasi parti liderlerine ve generallere kadar herkesin kapısını aşındırıp vasiyetin kamuoyuna açıklanmasını istiyorlar. Hatta Kenan Evren’i mahkemeye bile verdiler.


9 Kasım günü Şemdinli’de Seferi Yılmaz’a ait kitabevinin bombalanması ile başlayan ve takip eden günlerde 4 kişinin hayatını kaybettiği olayların üzerinden kısa bir süre geçmişti ve herkes konuyla ilgili olarak askerlerden bir açıklama bekliyordu. Komuta kademesindeki isimler olayın yargı aşamasında olduğunu belirterek net ifadeler kullanmazken 20 Kasım günü Genelkurmay Başkanlığı’ndan basın yayın kuruluşlarına bir açıklama geldi. Ama açıklama Şemdinli olayları ile ilgili değil, Atatürk’ün vasiyeti tartışmaları hakkındaydı. Genelkurmay Başkanlığı detaylı bir açıklama ile yaklaşık 40 yıldır süren ‘gizli vasiyet’ tartışmalarına nokta koyuyordu: “Atatürk’ün bilinenin dışında bir vasiyeti yoktur.” Peki ama ortada Atatürk’le ilgili bir tartışma olmamasına rağmen Genelkurmay Başkanlığı neden böyle bir açıklama yapma ihtiyacı hissetmişti?

Açıklamanın görünürdeki sebebi AK Parti’den ANAP’a geçen İstanbul Milletvekili Emin Şirin’in Adalet Bakanı Cemil Çiçek’e hitaben verdiği soru önergesiydi. Meclisin soru önergesi verme rekorunu elinde bulunduran Şirin, “Atatürk’ün kamuoyuna açıklanmayan gizli bir vasiyeti var mıdır?” sorusunu sormuştu. Fakat, Bakan Çiçek soru önergesine cevaben yaptığı açıklamada net bir ifadeyle “Atatürk’ün gizli bir vasiyeti yoktur.” derken, Emin Şirin bu kez de bilgi edinme yasası kapsamında Adalet Bakanlığı’na ‘vasiyetin devir teslim tutanaklarının ne olduğunu’ sormuş, bakanlık da bu soruyu Milli Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı’na iletmişti. Böylece konuya muhatap olan Genelkurmay Başkanlığı, Askeri Tarih ve Stratejik Etüt (ATASE) Başkanlığı Arşiv Şube Müdürü Albay Ahmet Tetik imzasıyla bir açıklama yaparak miras tartışmasına katılmış oldu. Açıklamada, “Ziraat Bankası Merkez Şubesi’nde bulunan Atatürk’e ait 21 bin 820 adet belge Bakanlar Kurulu’nun 2 Ocak 1964 gün ve 67538 sayılı kararname hükümlerine dayanılarak 22 Ocak 1964 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı Harp Tarihi Dairesi’ne teslim edilmiştir. İnce tasnifi yapılan bu belgelerin içinde eski Türkçe yazılı Atatürk’ün imzasını taşıyan ve vasiyeti niteliğini taşıyabilecek bir belge mevcut değildir.” deniyordu.
40 yıllık mücadele

Yıllardır çeşitli platformlarda tartışılan Atatürk’ün gizli vasiyeti konusunda aslında kamuoyunun çok da farkında olmadığı iki aktör var: Alaaddtin Tumluer ve oğlu Meriç Tumluer. Tumluer ailesi ne tarihçi ne de siyasetçi kimliğine sahip; ama tam 1963’ten bu yana, Atatürk’ün gizli kaldığını iddia ettikleri vasiyetinin peşindeler. Soru önergelerine de akademisyenlerin tebliğlerine de kaynaklık eden olay aslında önceleri Alaaddin Tumluer’in bugünlerde ise oğlu Meriç Tumluer’in ısrarlı çalışmaları. Öyle ki aile vasiyetin izini sürmeyi ilahi bir vazife olarak görüyor. “Bize verilmiş kutsal bir görev.” dediği soruşturmayı babasından devraldığını ve ömrünün sonuna kadar takip edeceğini söyleyen Meriç Tumluer, bütün hayatını bu işe adamış adeta. Mersin’de deri ticareti yapan; ama vaktinin çoğunu var olduğunu iddia ettiği gizli vasiyeti ortaya çıkarmaya ayıran Meriç Tumluer bu iş için özel bir ekip bile kurmuş. Kendi iddiasına göre ekibinin içinde halen görevde olan generallerden emekli olmuş ve kamuoyunun çok iyi bildiği bazı paşalara kadar geniş bir yelpazeden insanlar var. Emekli orgeneral Tuncer Kılıç’ın da kendilerine destek verdiğini söyleyen Tumluer’e göre Türkiye’de yıllardır mirasın açıklanmasını isteyenlerle karşı çıkanların savaşı yaşanıyor. Yine iddiasına göre vasiyetin izini sürenler tehdit ediliyor.

Konuşurken sürekli dinî konulara referans gösteren, aynı zamanda Atatürk’ten bahsederken “Yüce Atatürkümüz” tamlamasını kullanan Tumluer, babasının ticari hayatını bir kenara bırakarak vasiyeti araştırmaya başlamasını şöyle özetliyor: “Atatürk kendi el yazısıyla yazdığı vasiyetinde 1933 doğumlu Alaaddin isimli bir şahsın ve mahdumlarının vasiyeti için görevli olduğunu haber vermişti. Babam dönemin Mersin Valisi Lütfi Hancıoğlu ve Emniyet Müdürü Vehbi Tanver’in makamında 12 Temmuz 1963’te parola ve şifreyi söyleyerek göreve başlamıştır.” Meriç Tumluer’e göre babası bu iş için görevlendirilmiş bir kişidir. Görevlendirme ise ilahi bir takdirdir. Peki ama Atatürk’ü hiç görmemiş birisi var olduğu söylenen parola ve şifreyi nasıl alacak ya da Atatürk gerçekte böyle birini işaret etmişse bile 1933 doğumlu başka bir Alaaddin olamaz mı? Veya Atatürk kendi vasiyetinin açıklanması için daha kundaktaki bir çocuğu neden vazifelendirsin?

Meriç Tumluer’in sorulara cevabı soru işaretlerini gidermekten öte yeni sorular doğuruyor. Çünkü Tumluer’e göre Atatürk ilahi bir görevle gelmişti ve Türk-İslam âlemi için yapacakları vardı. Atatürk’ün dindar bir kişi olduğunu ama dönemin konjonktürel şartları gereği dinden uzak kaldığını, manevi zatların desteğini aldığını iddia ediyor. Hatta Kurtuluş Savaşı’nın kazanılması ve cumhuriyetin kurulmasını da bu manevi desteğe bağlıyor. Babasının parolayı bilmesini ise maddi sebeplerle açıklayamayacağını savunuyor: “Atatürk’e malum oluyordu birçok şey. Dört halifeden on imama kadar manevi zatlardan destek alıyordu. Ona Türk-İslam âleminin ferahı için yapması gerekenler bildiriliyordu.” diyor.

Mahkemeye bile gittiler

Meriç Tumluer’e göre Atatürk mevcut vasiyeti yanında gizli bir vasiyet daha yazarak ölümünden 50 yıl sonra açıklanmasını emretmişti. Atatürk’ün, eski Türkçeyle yazılmış vasiyetinde Türkiye’nin saltanat makamını oluşturmadan hilafet müessesesini tekrar kurması ve İslam âleminde Vatikan benzeri bir yapının oluşturulması gerektiğini belirttiğini iddia eden Tumluer’e göre 1988’de dönemin cumhurbaşkanı Kenan Evren vasiyeti açtı; fakat ‘şartlar müsait değil’ diyerek kamuoyuna beyan etmedi. Tumluer’e göre Atatürk 1927 yılında yazdığı vasiyetini Ziraat Bankası’nın Ulus Merkez Şubesi’ndeki özel kasalarına koydu; aynı zamanda kopyalarını Gazeteci Altemur Kılıç’ın babası Kılıç Ali’nin de bulunduğu bazı kişilere dağıttı. Vasiyetin Atatürk’ün kendi ses kayıtlarıyla Genelkurmay arşivlerinde olduğunu iddia eden Tumluer, “Sıradan bir vatandaşın bu bilgilere nasıl sahip olabileceği?” sorusuna ise “Devletin belli birimleri hem babamı hem de beni bilgilendiriyor.” cevabını veriyor.

Meriç Tumluer bütün vaktini vasiyetin izini sürmeye ayırmış. Kolunun altında dosyalar Ankara-İstanbul arasında mekik dokuyor. Hatta iddiasına göre babasıyla ‘bu dava’ için milyonlarca dolar da harcamışlar. “Atatürk’ün gizli vasiyeti” içerikli yüzlerce mektup, faks, broşür ve fotokopiyi bütün devlet erkanına, akademisyenlere, siyasilere yollamışlar. Bütün milletvekilleri, bakanlar, bürokratlar Tumluer ailesinin ısrarına muhatap olmuş. Bu iş için ofis elemanları çalıştırıyor ve her gönderdiği yazının teyidini alıyor, Cumhurbaşkanlığı makamına sürekli fakslar, yazılar yolluyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Mersin programı sırasında konuyla ilgili çalışmalarını içeren bir dosyayı başbakanın korumalarına verdi. Halen görevde olan ya da emekli olan tüm orgeneralleri tek tek arayan ya da makamlarına faks çeken Tumluer bugüne kadar sadece milletvekillerinden geri dönüşüm alabilmiş. Şimdiye kadar DSP’den Edip Özgenç ve ANAP’tan Emin Şirin soru önergesi verip konuyu meclis kürsüsüne taşımış. Gerçi her ikisine de verilen cevap aynı olmuş: “Böyle bir vasiyet söz konusu değil.”

Meriç Tumluer’e göre siyasiler kelime oyunu yapıyor, çünkü cumhurbaşkanları Atatürk’ün vasiyetini biliyorlar. “Onlar bildiği için onlara göre gizli değil” diyen Tumluer, “Kenan Evren 1988’de vasiyeti açtırdı. Okudu. Fakat hepsini Genelkurmay’a yolladı. Babam 1992’de Armutalan’a gidip yüz yüze görüştüğünde ‘ortam müsait değildi, o yüzden açıklamadık’ cevabını verdi. Yani hem Genelkurmay hem de Cumhurbaşkanlığı makamı vasiyeti biliyor.” iddiasında... Kenan Evren’in her şeyi bildiğini fakat açıklamadığını öne süren Tumluer bu amaçla defalarca Evren’i arar. Sonunda telefonla konuşma şansı bulur; ama Evren iddia edildiği gibi gizli bir vasiyetin olmadığını, hilafet meselesinin ise herhangi bir kayıtta gözükmediğini anlatsa da Meriç Tumluer’i ikna edemez. Meriç Tumluer, Evren’in gerçekleri sakladığına inanıyor. Hatta bu amaçla Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesinde “Atatürk’ün gizli vasiyetinin açıklanması” için dava açtı. Davanın tarafları arasında ise Kenan Evren ve Genelkurmay başkanları var.

Meriç Tumluer babasından devraldığı ve ilahi bir görev olarak kabul ettiği ‘Atatürk’ün gizli vasiyetini soruşturma görevini’ ısrarla sürdürüyor. Öyle ki Anıtkabir’deki deftere bile vasiyetin izini ölünceye kadar süreceğini yazmış. Konuşmaları, tavırları, anlatımları kafalarda soru işaretleri doğuruyor. Çünkü manevi zatların kendilerini bu konuda görevlendirdiğini, halen görevde olan çok sayıda üst düzey askerin kendilerini desteklediğini iddia ediyor. Ona göre Türkiye’nin kronikleşmiş bütün sorunları vasiyetin açıklanması ve hilafetin ilanıyla çözülebilecek. Bu amaçla önümüzdeki günlerde de kolunun altında dosyalarla yazarları, akademisyenleri, siyasileri, emekli askerleri ve konuyla ilgili olduğunu düşündüğü bürokratları faks ve mektup yağmuruna tutacak. Kim bilir bir gün sizin de karşınıza çıkabilir.


Okunma Sayısı:240 18-08-2006

Yazdır

Arkadaşına Yolla
Geri